Ayçiçeği Üretimi Toprak İsteği
Ayçiçeği, dünyada ve ülkemizde en önemli yağ bitkileri arasındadır ve Türkiye'de bitki daha çok yağlık olarak değerlendirilmektedir. Dünya ayçiçeği üretimi son yıllarda yaklaşık 23 milyon ton civarındadır ve Türkiye, hem üretim hem de ekim alanı bakımından ilk on ülke arasında yer almaktadır. Yağlık ayçiçeği üretimi ülkemizde ağırlıklı olarak Trakya-Marmara Bölgesi'nde yoğunlaşırken, çerezlik ayçiçeği daha çok İç ve Doğu Anadolu Bölgelerinde, daha az oranda da diğer bölgelerde yetiştirilmektedir.
Ülkemizde yağlık ayçiçeği ekim alanları, iklim koşulları ve uygulanan fiyat politikalarına bağlı olarak son yıllarda 500-600 bin ha arasında, üretim ise 600-850 bin ton aralığında değişiklik göstermektedir. Mekanizasyona son derece uygun olması ve fazla işgücü istememesi sebebiyle ayçiçeği ekim alanları farklı yörelerde her geçen yıl artmaktadır. Ayçiçeğinin gen merkezi Kuzey Amerika'dır ve halen ABD'nin orta kesimlerinde yabani biçimde bulunmaktadır. Ekonomik öneme sahip bir bitki olmasına rağmen, ilk kez nerede ve hangi tarihlerde tarımının yapılmaya başlandığı kesin olarak bilinmemektedir. Yeni dünyada ilk göçlerden önce Kuzey Amerika Kızılderilileri tarafından boya hammaddesi olarak kullanılmaktaydı. 1850'li yıllarda İspanyol kaşifler tarafından Kuzey Amerika'dan getirilen ayçiçeği tohumları, önce İspanya'da bahçelerde süs bitkisi olarak yetiştirilmiştir. Ayçiçeği yağ bitkisi olarak ilk defa Rusya'da değerlendirilmeye başlanmış, buradan tüm Avrupa'ya yayılmıştır. II. Dünya Savaşı sonrasında, 1945-50'li yıllarda Bulgaristan'dan ülkemize göç eden vatandaşların getirdiği tohumlarla ayçiçeği Türkiye'ye girmiş ve tarımı yapılmaya başlanmıştır. Asıl üretim artışı ve ekim alanlarındaki büyüme ise 1980'lerden sonra hibrit çeşitlerin ülkemizde yaygınlaşmasıyla gerçekleşmiştir. Dünyada ayçiçeği ıslahçıları tarafından geliştirilen yüksek yağ oranına ve tane verimine sahip çeşitler üretimi önemli ölçüde artırmış, son 20 yılda yaygınlaşan hibrit ayçiçeği çeşitleri ile de istenen üretim düzeyine ulaşmada önemli yol alınmıştır.

İKLİM İSTEĞİ
Ayçiçeği kara iklim kuşağında ve ılıman iklimin yağış alan bölgelerinde yetiştirilen tek yıllık bir bitkidir. Oldukça geniş bir adaptasyon kabiliyetine sahiptir. Yaklaşık 120-130 günlük vejetasyon süresi boyunca toplam sıcaklık isteği 2600-2850oC civarındadır. Tohumların çimlenebilmesi için toprak sıcaklığının en az +4oC olması gerekir. Normal ve düzenli bir çimlenme için ise toprak sıcaklığı en az 10-12oC olmalıdır.
Ayçiçeği bitkisi fide döneminde soğuğa oldukça dayanıklıdır. Kotiledon yapraklı safhada -5oC'ye kadar zarar görmeden dayanabilir. Ancak bu dayanıklılık 6-8 yapraklı döneme doğru kademeli olarak azalır. Daha ileriki gelişme safhalarında ise 0oC civarındaki sıcaklıklarda bitki zarar görmeye başlar.
Bitkinin büyümesi ve gelişmesi için gece sıcaklıklarının 18-20oC, gündüz sıcaklıklarının ise 24-26oC civarında olması en uygun koşullardır. 36-40oC'nin üzerindeki yüksek sıcaklıklarda polen çimlenmesi olumsuz etkilenir ve yabancı tozlanma riske girer.
Ayçiçeği kuraklığa karşı çok dayanıklı bir bitki olmamakla birlikte, diğer pek çok kültür bitkisinin yetişemediği kurak alanlarda dahi belirli ölçüde başarıyla yetiştirilebilir. Kök sisteminin yaklaşık 2 m derine inebilmesi, topraktaki mevcut suyun iyi değerlendirilmesini sağlar; bu nedenle kısa süreli kurak dönemlerden fazla etkilenmez.
Ayçiçeği bitkisinin yetişme sezonu boyunca 500-600 mm civarında toplam yağışa ihtiyacı vardır. Bu yağışın da vegetasyon süresi boyunca düzgün bir şekilde dağılmış olması beklenir.
Bitki gelişme dönemlerinin her birinde su ihtiyacı farklıdır. Çıkıştan, tabla oluşumunun başlangıcına kadar geçen sürede yıllık toplam su tüketiminin yaklaşık %20'lik kısmı kullanılmaktadır.
Ayçiçeğinin suya en fazla gereksinim duyduğu dönem, çiçeklenmeden önceki ve sonraki 40 günlük zaman aralığıdır. Bu süre içinde yıllık toplam su tüketiminin yaklaşık %60'ı kullanılır. Çiçeklenme sırasında bitkinin susuzluk stresine girmesi durumunda verimde belirgin azalma görülür.
Ayçiçeği fazla nemli bölgeleri sevmez. Havadaki nispi nemin yüksek olduğu koşullarda, tabla çürüklüğüne yol açan hastalıkların etkisi artar ve bitki olumsuz etkilenir.
TOPRAK İSTEĞİ
Ayçiçeği, toprak istekleri bakımından çok seçici olmayan bir bitkidir. Kumlu topraklardan killi topraklara kadar farklı yapıdaki pek çok toprak tipinde yetiştirilebilir. Bununla birlikte, derin profilli, organik maddece zengin ve alüviyal karakterli topraklar ayçiçeği tarımı için özellikle uygundur. Fazla taşlı, aşırı kumlu ve yüzlek topraklar bitki tarafından tercih edilmez. Toprak reaksiyonunun (pH) 6,0-7,2 aralığında olması istenir. Ayçiçeği yetiştirilecek alanlarda taban suyu seviyesinin yüksek olmaması ve drenaj probleminin bulunmaması gerekir. Ayçiçeği tuzluluğa çok dayanıklı değildir; 2-4 mmhos/cm tuz konsantrasyonuna kadar tolere edebilmektedir.
EKİM VE TOHUMLUK
Uygun bir tohum yatağı oluşturulduktan sonra ayçiçeği, pnömatik (hava akımlı, taneyi tek tek bırakan) mibzerlerle ekilmektedir. Araştırma bulgularına göre; sonbaharda soklu pullukla yapılan derin sürüm, ilkbaharda kazayağı ve ardından tırmıkla yapılan tohum yatağı hazırlığı, en ekonomik toprak işleme yöntemlerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Yabancı ot mücadelesinde çoğunlukla trifluarin içerikli ilaçlar ekim öncesi toprağa uygulanmakta, bunun yanında piyasada çıkış öncesi ve çıkış sonrası kullanılabilen yabancı ot ilaçları da bulunabilmektedir. Ekim öncesi yapılan uygulamadan sonra mutlaka tırmık veya benzer ikinci sınıf toprak işleme ekipmanlarıyla toprak karıştırılmalı, ilacın toprağa homojen yayılması için ekim 2 gün sonra yapılmalıdır. Ayrıca bitkiler 25-30 cm boya ulaştığında ara çapa makinesiyle sıra araları işlenmeli, sıra üzerindeki otlar ise el çapasıyla temizlenmelidir. Pıtrak, sarmaşık, hardal, köy göçüren, kaz otu, tarla ayrığı, sirken, papatya ve darıcan ayçiçeğinde sık rastlanan önemli yabancı otlardandır.
Çiftçiler hibrit seçimi yaparken birden çok kriteri bir arada değerlendirmelidir. İlk aşamada tohum fiyatı ve çeşidin verim potansiyeli önem kazanır. Bölge için uygun çeşit seçiminde, araştırma enstitülerinin deneme ve il/ilçe tarım müdürlüklerinin gösteri tarlası sonuçları ile özel şirketlerin verim denemeleri yol gösterici olabilir. Aynı zamanda çeşidin bölgede yaygın olan hastalıklara dayanıklılığı da çok önemlidir. Çiftçiler, hasattan sonra hemen buğday ekimine geçmek istedikleri için geç ve çok geç çeşitleri genellikle tercih etmezler; bu nedenle erkenci çeşitlerin seçilmesi de dikkate alınmalıdır. Yöreye uygun, verimli hibrit tohumların kullanılması ve tavsiye edilen yetiştirme tekniklerinin uygulanması, karlı bir ayçiçeği üretimi için hayati öneme sahiptir. Ekilecek tohumluğun çok iyi kalitede, yüksek çimlenme gücüne sahip, saf, hastalıklardan ve yabancı ot tohumlarından temiz olması üretim risklerini azaltır. Hibrit tohumluklar, açık tozlanan çeşitlere göre hem bitki uniformluğu hem de verim bakımından belirgin üstünlük sağlar. Hibrit ayçiçeği tohumlukları yüksek verim potansiyeline sahip olup, aynı dönemde çiçeklenip olgunlaşır ve birörnek kalitede ürün verir.
Özellikle iklim koşullarının ayçiçeği için elverişli olduğu yıllarda hibrit çeşitlerle elde edilen verim farkı daha belirgin hale gelir. Piyasada pek çok firmaya ait farklı yağlık hibrit ayçiçeği çeşitleri bulunmakta olup, seçilecek çeşitte tablanın hafif eğik, yani yere doğru bakar yapıda olması kuş zararı ile güneş yanıklığının azalmasına yardımcı olur. Kuş zararının yoğun olduğu alanlarda bu tip çeşitlerin tercih edilmesi faydalıdır. Tohum iriliği ve bin tane ağırlığı da verimi etkileyen önemli unsurlardandır. Ayrıca çeşidin kendine döllenme yeteneğinin iyi olması, arı ve böcek yoğunluğunun az olduğu alanlarda dahi yüksek verim alınması açısından gereklidir. Tohumu satan firmaların yaygın ve etkin teknik destek hizmeti sunmaları, yetiştirme sürecinde karşılaşılabilecek sorunların çözümünü kolaylaştırır. Diğer taraftan çeşidin sap sağlamlığı ve gelişmiş bir kök sistemine sahip olması; özellikle yağış sonrası şiddetli rüzgarlara karşı yatmaya dayanıklılık açısından büyük avantaj sağlar.
Yurt dışında torba içindeki tane sayısına göre satılan hibrit tohumluklar, ülkemizde iriliklerine göre 1'den 5'e kadar numaralandırılmaktadır (1 en iri, 5 en ince). Uygun olmayan iklim ve toprak koşullarında iri tohumların çimlenme gücü bir miktar daha yüksek olmakla birlikte, dekara daha fazla tohum atılmasına neden olarak maliyeti artırır. Bu nedenle orta irilikte tohum seçmek genellikle ekonomik açıdan daha uygundur. Ancak tohum iriliği sınıflandırmasında firmalar arasında tam bir standartlaşma da söz konusu değildir. Tüm hibrit tohumluklar mildiyöye karşı ilaçlanmış durumdadır. Yapılan çalışmalara göre, sıra arası 70 cm ve sıra üzeri 30-35 cm olacak şekilde bir sünlük oluşturularak dekara 4500-5000 bitki düşmesi, en yüksek verimin elde edildiği koşulları sağlamaktadır. Dekara atılacak tohumluk miktarı, tohum iriliğine bağlı olarak yaklaşık 400 g/da civarındadır. Ayçiçeği topraktan fazla besin maddesi kaldıran bir bitki olduğundan üst üste aynı tarlaya ekim yapılmasından kaçınılmalıdır. Bu nedenle kurak alanlarda genellikle Buğday-Ayçiçeği ekim nöbeti uygulanırken, sulu alanlarda şeker pancarı, yem bitkileri ve mısır gibi ürünlerle nöbete sokulabilir. Ülkemizde ayrıca ikinci ürün olarak buğday ve diğer kışlık ürünlerden sonra da ayçiçeği ekimi yapılabilmektedir.
AYÇİÇEGİ SULAMA SUYU İHTİYACI VE SULAMA ZAMANI
Çizelge 1'de verilen değerlere göre, Türkiye koşullarında ayçiçeği bitkisinin toplam su tüketimi 615 mm olup, sulama suyu ihtiyacı yaklaşık 506,9 mm civarındadır.
|
AYLAR |
BİTKİ SU TÜKETİMİ (mm) |
ORTALAMA YAĞIŞ (mm) |
SULAMA SUYU İHTİYACI (mm) |
|
NİSAN |
15,0 |
42,4 |
- |
|
MAYIS |
57,5 |
42,7 |
14,8 |
|
HAZİRAN |
175,2 |
31,2 |
144,0 |
|
TEMMUZ |
217,8 |
10,5 |
207,3 |
|
AĞUSTOS |
149,9 |
9,1 |
140,8 |
|
TOPLAM |
615,4 |
135,9 |
506,9 |
AYÇİÇEĞİN ETKİLİ KÖK DERİNLİĞİ
Sulama planlanırken kök bölgesinde bitkide strese neden olmayacak şekilde sürekli ve yeterli toprak nemi bulundurulması esastır. 60 cm toprak derinliğinde tüketilmesine izin verilecek su miktarı; orta ve ağır bünyeli topraklarda 45-55 mm, hafif bünyeli topraklarda ise 30-35 mm olarak kabul edilebilir.
SULAMA ZAMAN PLANLAMASI
Orta Anadolu koşullarında ayçiçeği yetiştirilen orta-ağır bünyeli ve hafif bünyeli topraklarda, sulama aralıkları ve sulama sayıları Çizelge 2'de özetlenmiştir.
|
AYLAR |
SU ALMA HIZI DÜŞÜK ORTA VE AĞIR BÜNYELİ TOPRAKLAR |
SU ALMA HIZI YÜKSEK HAFİF BÜNYELİ TOPAKLAR |
||
|
SULAMA ARALIGI |
SULAMA SAYISI |
|
|
|
|
NİSAN |
- |
1 |
- |
1 |
|
MAYIS |
- |
- |
- |
- |
|
HAZİRAN |
(10-12) |
(2-3) |
(8-9) |
(2-4) |
|
TEMMUZ |
(8-10) |
(3-4) |
(6-7) |
(4-5) |
|
AGUSTOS |
(8-10) |
(2-3) |
(6-7) |
(4-5) |
|
TOPLAM |
|
(8-10) |
|
(11-15) |
SU TUTMA

NOT: Ayçiçeği bitkisinin etkili kök derinliği 90-120 cm olup, kılcal köklerin büyük bir kısmı 0-60 cm derinlikte yoğunlaşmaktadır. Bu nedenle ayçiçeğinin damla sulama ile sulandığı sistemlerde, etkili kök derinliği 60 cm kabul edilerek, tarla kapasitesindeki suyun yaklaşık %50'si tüketildiğinde sulamaya başlanması önerilmektedir…
AYÇİÇEĞİ SUYA EN HASSAS DEVRE
Bitkinin suya en hassas olduğu dönem, çiçeklenme öncesinde tablaların oluşmaya başladığı safha ile süt olum dönemi arasındaki süreçtir. Bu dönemde yaşanan susuzluk stresi, verimde telafisi mümkün olmayan kayıplara neden olur.
Özellikle çiçeklenme zamanı, ayçiçeğinin su ihtiyacının en yüksek olduğu devredir. Bu süreçte bitkiyi strese sokmadan sulamanın yapılması ve su ihtiyacının zamanında karşılanması gerekir; sulamada gecikmeye meydan verilmemelidir.
HASTALIK VE ZARARLILARI
Ayçiçeğinde ülkemiz koşullarında en önemli zararlılardan biri, orobanş adlı parazit bitkidir. Ancak bu parazite dayanıklı hibrit çeşitler piyasada bulunmaktadır. Bunun yanında, bazı yıllarda ve belirli bölgelerde sorun olabilen diğer hastalıklar; ayçiçeği mildiyösü, sap, kök ve tabla çürüklükleri gibi fungal hastalıklardır. Yaz mevsiminin yağışlı geçtiği yıllarda Rhizopus ve Botrytis etmenlerinin neden olduğu tabla çürüklükleri yoğun olarak görülebilmektedir. Ayçiçeğinde önemli problemlerden biri olan mildiyöye karşı hibrit tohumlar Metalaxyl ile ilaçlanmakta ve bu sayede hastalık büyük ölçüde kontrol altına alınmaktadır.
AYÇİÇEĞİNDE OROBANŞ
Özellikle sulu koşullarda ortaya çıkan Sclerotinia kök ve sap çürüklüğüne karşı dayanıklı çeşit bulunmamakta ve bu hastalığı yüksek etkinlikle kontrol eden bir ilaçlı mücadele yöntemi de henüz mevcut değildir.
Ülkemizde ekonomik zarar eşiğini aşan seviyede ayçiçeği zararlısı olarak tanımlanmış önemli bir böcek zararlısı günümizde bulunmamaktadır.

ALTERNERİA
Alternaria türleri, fidelik döneminde bitkilerin çürümesine ve çökmesine yol açabilir. Bitkinin yeşil aksamında (sap, yaprak ve tabla) kuru lezyonlar ve üzerinde kadifemsi görünümlü küf tabakaları oluşur. Çiçek kısımları ve çiçeğin farklı bölümleri de enfekte olabilir. Mantar tohuma kadar ilerlediğinde tohumda bulaşık hale gelir ve bu durum hem kaliteyi hem de verimi düşürür. Genellikle önceden başka stres veya etmenlerle zayıflamış bitkilerde daha yoğun görülür.

PHOMA SPP.
Phoma türleri, bitkinin toprak üstü organlarında görülür ve özellikle yaprak saplarının diplerinde kahverengi-siyah lekeler şeklinde kendini gösterir. Bu bölgelerde sapın iç kısmı kahverengileşir, doku kuruyup kırılgan hale gelir ve bitki kolayca devrilebilir. Mantarın gelişmesi için en uygun sıcaklık yaklaşık 25°C civarındadır. Hastalığın Türkiye koşullarında şimdilik önemli bir ekonomik kayba yol açtığı söylenemez.

KÜLTÜREL YABANCI OT MÜCADELESİ
- Ekimde, yabancı ot tohumu taşımayan, temiz ve sertifikalı tohumluk kullanılmalıdır. Mümkün olduğunca ekim nöbeti uygulanmalıdır. Rizomla çoğalan ayrık benzeri yabancı otların, toprak işleme aletleriyle bir tarladan diğerine taşınmasına izin verilmemelidir.
- Tarla sınırlarında ve kenar bantlarında bulunan yabancı otlarla da mutlaka mücadele edilmelidir.
MEKANİK YOLLA YABANCI OT MÜCADELESİ
- Sıra aralarının, ayçiçeği bitkileri 25-30 cm boya geldiğinde kazayağı gibi ara çapa makineleriyle işlenmesi; hem yabancı ot kontrolü hem de toprak yüzeyindeki kapiler su borucuklarının kırılarak buharlaşmanın azaltılması açısından oldukça önemlidir.
- İş gücü imkân verdiği takdirde, makine ile yapılan ara çapadan sonra sıra üzerinde kalan otlar mutlaka el çapası ile temizlenmelidir.
KİMYASAL YOLLA YABANCI OT MÜCADELESİ
- Ayçiçeği tarımında en ekonomik yabancı ot mücadelesi genellikle herbisit kullanımı ile sağlanır. Kimyasal mücadelede, tarlada bulunan yabancı ot türlerine uygun ilaçlar seçilmeli; bunlar kullanım özelliklerine göre ekim öncesi, ekim sonrası veya çıkış sonrası uygulanmalıdır.
- Ekim öncesi kullanılan herbisitler toprağa diskaro veya kazayağı gibi aletlerle yaklaşık 10-12 cm derinliğe kadar iyi bir şekilde karıştırılmalıdır.
- Ekim sonrası çıkış öncesi uygulanan ilaçlar, tarla yüzeyine serpme veya püskürtme şeklinde uygulanır ve toprağa karıştırılmaz.
- Çıkış sonrası herbisitlerin, yabancı otların 2-4 yapraklı olduğu erken dönemde kullanılması en yüksek etkinliği sağlar.
- Uygulamaların gecikmesi durumunda, hem ayçiçeği bitkileri zarar görebilir hem de yabancı ot kontrolü istenen düzeyde olmayabilir.
AYÇİÇEĞİ TARIMINDA BAŞARILI BİR SULAMA YAPILMASINDA DİKKAT EDİLECEK ESASLAR
- Sulu tarım yapılacak tarlalarda sonbahar mevsiminde pulluk veya benzeri aletlerle derin toprak işleme yapılmalıdır.
- Yetiştirilecek ayçiçeği bitkisi, ihtiyacına göre belirli aralıklarla ve yeterli miktarda sulanmalıdır. Sulama aralığı belirlenirken, toprak suyunun hiçbir zaman sürekli solma noktasına kadar düşmemesine dikkat edilmelidir. Genellikle topraktaki faydalı suyun yaklaşık %50'si tüketildiğinde tarla kapasitesine getirecek kadar sulama yapılmalıdır.
- Eğimli arazilerde erozyonu azaltmak ve suyun daha iyi tutulmasını sağlamak için ekim mutlaka eğime dik yapılmalıdır. Böylece bitki sıraları ve karıklar da eğime dik konumlanır.
- Sulamaya başlamadan önce, bitkiler 25-30 cm boya geldiğinde sıra aralarında kazayağı ile karıklar oluşturulmalıdır.
- Sulama sırasında suyun kök bölgesine kadar ulaşıp ulaşmadığı, bir demir çubuk yardımıyla kontrol edilmelidir.
- Sulama suyu, tarlanın her bölgesinde ayçiçeği köklerine yetecek şekilde homojen olarak dağıtılmalıdır.
- Üzerine damlatıcıların yerleştirildiği borulardan oluşan sistemlerde, lateral borular genellikle toprak yüzeyine serilmekte ve bu amaçla yumuşak PE borular kullanılmaktadır. Çoğunlukla her bitki sırasına bir lateral döşenir; bazen her sıraya iki lateral ya da iki sıraya bir lateral yerleştirilebilir. Lateral hatlar, manifold hatları gibi tesviye eğrilerine paralel ya da bayır aşağı eğimli döşenmeli, bayır yukarı döşemeden kaçınılmalıdır.
DAMLA SULAMANIN AVANTAJLARI NELERDİR ?
- Topografyası düzensiz tarım alanları, geniş çaplı tesviye işlemlerine gerek kalmadan damla sulama ile etkin şekilde sulanabilir. Salma sulamaya bağlı erozyon riski büyük ölçüde azaltılır.
- Geçirgenliği yüksek topraklarda, karık sulamasında görülen su kaçakları olmadan, tüm tarla alanında üniform ve yüksek randımanlı sulama yapılmasını sağlar.
- Taban suyunun yüksek olduğu alanlarda, taban su seviyesini aşırı yükseltmeden sulama yapılabilmesine imkan verir.
- Kanal ve kapalı borulu sulama sistemlerinde, tarla içi hendeklere gerek kalmadığından ekim alanı artar, sulama işçiliği azalır.
- Ticari gübreler, sulama suyuyla sadece bitki kök bölgesine verilebildiğinden, gübre ve işçilikten tasarruf sağlanır.
- Gelişmiş damla ve bubler sistemlerinde, kök bölgesinde düşük gerilimle tutulan sürekli nem, bitkinin suyu daha az enerji harcayarak almasını sağlar; bu da verim artışı sağlayan önemli bir etkendir.
- Tohum yatağının hazırlanması, tohumların çimlenmesi ve fide seyreltmesi için gerekli üniform toprak nemi kontrollü olarak sağlanabilir.
- Toprağın tüm yüzeyi ıslatılmadığı için bitki sıraları arasında yabancı ot çıkışı azalır; buna bağlı olarak yabancı ot mücadelesi için yapılan kimyasal ve mekanik uygulama maliyetleri düşer.
- Her sulamadan sonra kaymak tabakasını kırmak ve toprağı havalandırmak için toprak işleme ihtiyacı azalır; işçilik ve mazot tasarrufu sağlanır.
- Klasik sulama sistemlerinde gübre birkaç seferde ve yüksek miktarlarda toprağa verildiğinden, gübrenin bir kısmı derinlere yıkanır, bir kısmı yabancı otlar tarafından kullanılır, bir kısmı da yüksek pH nedeniyle toprak koloitlerine bağlanır. Damla sulamada ise gübre küçük dozlarda ve sık aralıklarla, doğrudan kök bölgesine verildiğinden daha etkin kullanılır. Fosforik, nitrik ve sülfürik asit içeren gübrelerle toprak pH'ı kısmen düşürülerek, toprakta bulunan ancak pH nedeniyle alımı kısıtlanan demir, bakır, çinko gibi mikro elementlerin bitki tarafından daha iyi alınması sağlanır.
- Sık ve az miktarlı sulamalarla topraktaki su-hava-gübre dengesi daha kolay ayarlanır. Toprak su durumu tarla kapasitesine yakın tutulduğundan, bitkiler fazla su, su noksanlığı veya aşırı gübre gibi streslerden daha iyi korunur.
- Tarladaki bitkilerin tamamına eşit su ve gübre verildiği için bitkiler daha eşit boy ve gelişme gösterir; düzenli sulama ve gübreleme sayesinde ürün daha erken olgunlaşır ve hasat erkene çekilebilir.
- Rüzgar hızına bağlı kalmadan gün içinde istenilen saatlerde sulama yapılabilir.
- Toprak yüzeyi ve yapraklar büyük oranda kuru kaldığından, pek çok hastalık ve zararlı ile mücadele daha kolay ve etkin hale gelir.
- Toprak yüzeyinin tamamı ıslanmadığı için tarlaya her an girilip tarımsal faaliyetlere devam edilebilir.
- Yağmurlama ve karık sulamada toprak tüm hacmiyle suya doygun hale gelirken, damla sulamada sadece kök bölgesini saran dar bir toprak hacmi ıslatılır. Bu sayede toprakta daha fazla hava kalır ve bitki kökleri için uygun bir ortam oluşturulur; ayrıca CO'2'nin kök bölgesinden atmosfere atılımı kolaylaşır.
- Bitki üst aksamı ve yaprakların ıslatılmaması nedeniyle, bazı hastalık ve zararlıların gelişimi sınırlanır; daha önce uygulanan pestisitlerin yağışla yıkanması önlenir. Bu da daha az kimyasal madde kullanımı, verim ve kalite artışı ile hasat periyodunun uzaması gibi avantajlar sağlar.
DAMLA SULAMADA ÖNEMLİ NOKTALAR
FİLTRE KULLANIMINDA DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR
- Pompa çalıştırılmadan önce filtrenin tıkalı olup olmadığı mutlaka kontrol edilmelidir. Bu amaçla disk veya elek filtrenin kapağı açılarak içinin temiz ve akışa uygun olduğu gözlenmelidir.
- Sulama sırasında filtre tıkanmaya başladığında, giriş basıncı artar çıkış basıncı düşer. Giriş ve çıkış basıncı arasındaki fark 1 Atü (1 bar) veya daha üzerine çıktığında filtrenin temizlenmesi gerekir. Tek basınç saati bulunan filtrelerde ise, saatin ibresindeki titremeden tıkanma anlaşılabilir. 2. Damla Sulama Borularının Temizliği ve Kontrolü
DAMLA SULAMA BORULARININ TEMİZLİĞİ VE KONTROLÜ
Damla sulama borularının temiz tutulması ve bitki besin maddesi ihtiyacının karşılanması için sulama sezonu boyunca belirli aralıklarla FOSFORİK ASİT veya NİTRİK ASİT uygulaması yapılmalıdır. Uygulama, sezon boyunca 15-21 günde bir olacak şekilde, dekara 1 litre gelecek dozda yapılır. Sisteme asit verilmeden önce, çalışma basıncına ulaşılıncaya kadar temiz su verilir; ardından yaklaşık yarım saat süreyle asit uygulaması yapılır. Sonrasında borularda asitli su kalmaması için, tarla koşullarına bağlı olarak en az yarım saat temiz su akıtılmalıdır.
Sulama sezonu içinde 3-4 kez, boru içine girmiş ve birikmiş tortu ve pisliklerin temizlenmesi için boru sonları açılarak sistem çalıştırılmalı ve temiz su gelinceye kadar akış sürdürülmelidir.
GÜBRELEME TALİMATI
Damla sulama sistemleri için en uygun gübreler şunlardır:
- Ø Amonyum Nitrat (%33 N) Ø Potasyum Nitrat (PN) (13-0-46)
- Ø Mono Amonyum Fosfat (MAP) (12-61-0) Ø Mono Potasyum Fosfat (MKP) (0-52-34)
- Ø Kalsiyum Nitrat (KN) (%15,5 N - CaO) Ø Magnezyum Nitrat (MgN) ( N - MgO)
- Ø Fosforik Asit (%62,5 - %85) Ø Nitrik Asit (%68)
Gübrelemede kullanılacak, suda kolay çözünebilen granül veya toz gübreler gerekli miktarda gübre tankına doldurulur. Tankın kapağı sıkıca kapatılır, ana vana bir miktar kısılır ve gübreleme vanaları açılır. Gübre uygulaması tamamlandıktan sonra, borularda gübreli su kalmayıncaya kadar sisteme temiz su verilmeye devam edilir.
Belirtilen gübrelerin dışında, suda tamamen çözünmeyen gübrelerin doğrudan damla sulama sisteminde kullanılması sakıncalıdır. Bu gübrelerin mutlaka ayrı bir kapta önceden eritilip katı kısımları süzüldükten sonra gübre tankına aktarılması gerekir. Örneğin ÜRE ve AMONYUM SÜLFAT tam olarak erimediği için, bu gübrelerin kullanılacağı durumlarda ön çözeltinin hazırlanıp süzülerek sisteme verilmesi gerekir.
BÖCEK VE KEMİRGEN ZARARLILARINA KARŞI ALINABİLECEK TEDBİRLER
Sulama sezonu boyunca, damla sulama borularına zarar verebilecek böceklere karşı BÖCEK İLACI uygulaması yapılmalıdır. İlaçlamalar, ilk sulamadan itibaren ve sonraki her iki sulamada bir aşağıda önerilen ilaçlar gübre tankı üzerinden sisteme verilerek yapılabilir.
Ø ENDOSÜLFAN terkipli örneğin Thiodan 35 EC, Hektionex 35 EC: 75 gr/da
Ø MALATHİON terkipli örneğin Malaton 60 EC, Hektion 60 EC: 100 gr/da
Böcek zararlarına karşı özellikle sulamanın yapılmadığı dönemlerde daha dikkatli olunmalıdır. Boruların uzun süre kullanılmadığı zamanlarda böcek zararlarının arttığı gözlenmektedir.
Sezon sonunda borular tarladan toplanırken mekanik zarar oluşmaması için çok dar çaplı makaralara sarılmamasına özen gösterilmelidir. Toplanan makaralar depolanırken, fare gibi kemirgen zararlılara karşı korunacak uygun alanlarda muhafaza edilmelidir.
Standart sulama sistemlerinde kullanılan gübrelere ek olarak, Mono Amonyum Fosfat (MAP), Mono Potasyum Fosfat (MKP), Potasyum Nitrat, %33'lük Amonyum Nitrat, Fosforik Asit, Nitrik Asit vb. gübrelerden de yararlanarak, meyve ve sebzelerde kuraklık ve aşırı sıcaklara bağlı çiçek ve meyve dökümleri azaltılabilir ve verim artışı sağlanabilir. Hasada yakın dönemde Potasyum ağırlıklı gübreler kullanılarak meyve kalitesi, renk, sertlik ve şeker oranı artırılabilir; böylece pazarda daha yüksek fiyata alıcı bulan görünüşü iyi ürünler elde edilir.
Günümüzde gübre, mazot ve işçilik gibi girdi maliyetlerinin hızla artmasına karşın, üreticinin elindeki en önemli imkanlardan biri, birim alandan aldığı ürünü %20-50 oranında artırarak, ihracat kalitesinde, göz alıcı ürün elde edip kârlılığını yükseltmektir.
MECH YANIĞI
Naylon veya örtü altı yetiştiriciliğinde kullanılan damla sulama borularında, buharlaşma ya da yoğunlaşma sonucu oluşan su damlacıklarının güneş ışığını mercek gibi odaklamasıyla boru üzerinde yanıklar meydana gelebilir; bu durum "mech yanığı" olarak adlandırılır.
Çözüm olarak damla sulama boruları siyah poşetler altında tutulmalı veya tamamen toprağa gömülerek sulama yapılmalıdır. Şeffaf poşetler kullanılması durumunda damlama borularında mech yanığı oluşması kaçınılmazdır.
HASAT VE DEPOLAMA
İklim koşullarının uygun olduğu yıllarda, kurak koşullarda ve normal verimli bir toprakta ayçiçeğinden dekara 250-300 kg civarında tane verimi alınabilir. Sulu koşullarda ise toprak verimliliği ve sulama sayısına bağlı olarak dekara verim 350-500 kg arasında değişebilmektedir.
Ayçiçeği tablasının arka kısmı ile tabla kenarındaki brakte yapraklarının yaklaşık %50'sinin kahverengiye dönüşmesi, çiçeklenmeden 1-1,5 ay sonra tane neminin %35 civarına inmesi; bitkinin fizyolojik olgunluğa ulaştığını gösterir. Ancak hasadın yapılabilmesi için tabla, gövde ve yaprakların büyük ölçüde kahverengi renge dönmesi ve tane neminin %9-10 seviyesine düşmesi gerekir. Ayçiçeği yağlı bir tohum olduğundan, yüksek nemle depolandığında taneler kısa sürede kızışır ve bozulur. Bu nedenle hasatta tane neminin %10'un altında olması büyük önem taşır.
FİZYOLOJİK OLGUNLUK DÖNEMİ
Buğday hasadında kullanılan biçerdöverler, uygun tabla ekipmanları takılarak ayçiçeği hasadında da kullanılabilir. İlk aşamada biçerdöverin tablaları, yalnızca ayçiçeği tablasını alıp sapı tarlada bırakacak şekilde ayarlanmalıdır. Hasatta %3 civarında tane kaybı normal kabul edilir. Ancak biçerdöverin gereğinden hızlı kullanılması, hasat kayıplarını %15-20 seviyesine kadar çıkarabilir.
Hasadın geciktirilmesi, bazı çeşitlerde yoğun tane dökümüne neden olacağından, ayçiçeği hasadı zamanında yapılmalıdır. Ülkemizde Nisan başı-Mayıs ortasında ekilen ayçiçeği, genellikle Ağustos sonu ile Eylül ayı içinde hasat edilir. Ortalama olarak 120-130 günlük bir yetişme süresine ihtiyaç duyar. Bu sürenin uzunluğu; yaz sıcaklıkları, yağış miktarı, nem durumu ve toprak besin maddesi içeriğine bağlı olarak değişebilir. Uygun depolama için tane neminin %10'un altında olması ve tanelerin temizlenmiş olması gerekir. %8'in altındaki nem oranlarında depolanan tohumlarda hastalık ve zararlı faaliyeti en aza iner, tane zararlılarının çoğalması ve zarar vermesi önlenir. Hasattan sonra tane nemi %11-12 civarında ise, depolama sürecinde sık sık havalandırma yapılmalı, depolanan ürün serin tutulmalı ve kızışmanın önüne geçilmelidir. Depoda fazla miktarda çiçek, yaprak ve sap parçaları bulunması yağ kalitesini olumsuz yönde etkileyebilmektedir.

KAYNAKÇA
Prof. Dr. Halis ARIOĞLU